Onur Tutan
Hakkımda
Markalar genellikle daha çok anlatmaya çalışır. Oysa asıl ihtiyaç, ne anlatılacağına karar vermektir.
Bir markaya katılan en büyük değer;
daha fazla içerik, daha yüksek ses ya da daha yaratıcı kampanyalar değildir.
Asıl değer; netliktir. Ne olduğu, ne olmadığı ve neden tercih edilmesi gerektiği konusunda.
Bugün birçok marka görünürdür. Ancak azı ayırt edilebilirdir. Bu fark, iletişimden önce verilen stratejik kararlarda oluşur. Markaya bakış; tek bir disiplinden doğmaz.
Yapı olmadan strateji, gerçek pazar deneyimi olmadan teori, anlam üretmeden yapılan yaratıcılık eksik kalır. Mühendislik disiplini, ticaret pratiği ve reklam dili bu yüzden aynı çerçevede düşünülür.
Strateji; anlatılan bir hikâye değil, alınan kararların bütünüdür. Hangi pazarda durulduğu, kimle konuşulduğu, ne zaman sessiz kalındığı
markanın gerçek kimliğini belirler. Yaratıcılık burada bir süs değildir. Netleşmiş bir yapının içinde işlev kazanır. Aksi hâlde dikkat çeker, ancak yön vermez.
Kısa vadeli kazanımlar hareket yaratır; ama konum yaratmaz. Konum, tutarlılıkla oluşur. Tutarlılık ise zamana yayılan doğru kararların sonucudur.
Bu yaklaşım;
markaların ne söyleyeceğini çoğaltmak yerine, ne zaman ve nerede konuşacağını belirler. Gürültü yerine ağırlık, geçicilik yerine kalıcılık üretir.
Sessiz markalar vardır. Ama belirsiz değildirler. Yüksek sesle konuşmazlar; doğru yerde, tereddütsüz tercih edilirler.
Markalar benim için yalnızca logo, renk ya da kampanya değildir.
Marka; kurucusunun niyeti, pazarın gerçeği ve insan davranışlarının kesiştiği noktada doğar.
Analitik düşünmeyi mühendislik disiplininden, yaratıcılığı ise tasarım ve reklam dünyasından aldım. Uçak mühendisliği eğitimiyle başlayan yolculuğum, beni sayılarla düşünen ama insanla çalışan bir marka danışmanına dönüştürdü. Bugün hâlâ aynı sorunun peşindeyim:
“Bir marka neden tercih edilir?”
Türkiye’ye döndükten sonra ticaretin mutfağında yer aldım. Ürün satmanın, pazarlama yapmaktan çok daha sert bir gerçekliği olduğunu orada öğrendim. Bu deneyim; beni teorik pazarlamadan uzaklaştırıp, satışa dokunan marka stratejileri üretmeye yöneltti.
Grafik tasarım ve reklamcılık, bu stratejilerin dili oldu. Freelance projelerle başlayan süreç, zamanla ajans yapısına evrildi. Mare Reklam Ajansı’nı kurarak; markalara yalnızca “görünür” olmayı değil, konumlanmayı öğreten işler ürettik.
Bugüne kadar; e-ticaret, perakende, üretim ve hizmet sektörlerinde birçok markanın stratejik dönüşüm sürecinde yer aldım.
Yaratıcılığımı sadece ticari projelerle sınırlamadım. “Aporia” adlı kısa film çalışmamla ulusal ve uluslararası yarışmalarda finale kalan işler ürettim; film afişi tasarımıyla birincilik ödülü kazandım. Çünkü iyi bir marka, tıpkı iyi bir film gibi, duyguyla başlar ve hafızada kalır.
Markaların ne söylediğini değil, ne hissettirdiğini tasarlıyorum.
Gürültü üretmiyorum; anlam inşa ediyorum.
Trend kovalamıyorum; uzun vadeli marka değeri yaratıyorum.
Eğer bir marka, gerçekten hatırlanmak ve tercih edilmek istiyorsa, önce doğru yerden konuşmayı öğrenmelidir.
Ben de tam olarak bunu yapıyorum.